Kapsayıcı Liderlerle Yetişkin Eğitiminde Kaliteyi Artırmak

Kapsayıcı Liderlerle Yetişkin Eğitiminde Kaliteyi Artırmak

“Eğitim ve öğretimin her kademesinde kalite ve kapasitenin geliştirilmesine yardımcı olmak, yenilikçi ve alternatif modeller üzerinde inceleme ve araştırma yapmak, yeni modeller geliştirilmesine destek olmak ve bunları uygulayarak yaygınlaştırmak” Derneğimizin Tüzüğünde kayıt altına aldığımız temel hedefimizdir.

Üyelerimizin çoğunluğu (32 Üye) çeşitli kademelerde örgün ve yaygın eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenler ve yöneticilerdir. Dolayısıyla, sahadayız ve eğitim camiasının nabzını tutmaktayız. Tespitlerimize göre, Devletimiz tarafından alınan bütün tedbirlere rağmen, sığınmacı göçmenlerin eğitime entegrasyonu ve sosyal uyum sorunları devam ediyor. MEB güncel verilerine göre, okul çağındaki mültecilerin sadece % 64’ ü okula devam ediyor. Ayrıca, ailelerin mesleki eğitim olanakları hakkında çok az bilgiye sahip olması, çocuklarına destek olamamaları nedeniyle birçok mülteci çocuk, sekizinci sınıftan sonra eğitimlerini sonlandırıyor.

Proje ekibimiz bu yüzden, anne babaları da kapsayan yaygın eğitim boyutuna odaklanmış ve literatür taraması yapmıştır. Tarama sonucunda, sahadan gelen bilgilerle de uyumlu olarak, mültecilerin entegrasyonu konusunda öğretmenlere yönelik kurs, seminer vb. eğitim faaliyetlerinin çeşitliliğine mukabil, eğitim kurumları yöneticilerine yönelik çalışmaların çok yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Oysa, eğitim kurumlarındaki çeşitliliğin ve buna dayalı potansiyelin kullanılması ya da ortaya çıkan engellerin ortadan kaldırılması, sosyal adaletin sağlanması, bütün paydaşların tam katılımının sağlanması ve kapsayıcı öğrenme ortamlarının oluşturulması büyük oranda etkili liderlik anlayışına bağlıdır. Improving Quality in Adult Education with Inclusive Leaders isimli Erasmus+ projemiz şu an değerlendirme aşamasındadır.

Derneğimiz bu proje ile;

  • Ankara’da proje ortağı kurumlar bünyesinde yapılacak olan durum ve ihtiyaç analizi çalışmalarıyla, göçmen yoğun eğitim kurumu yöneticilerinin yönetimsel yetkinlik ihtiyaçlarını tespit etmeyi,
  • Alman ortağımız ile işbirliği içinde sonuçları analiz etmeyi ve “Eğitimde Kapsayıcı Liderlik ADU” kurs modülünü geliştirmeyi,
  • Almanya’da gerçekleştirilecek olan eğitim programı ile Proje ortağı kurum yöneticilerinin kapsayıcı, çok kültürlü liderlik becerilerini geliştirmeyi,
  • Karar alıcıların dikkatini çekmeyi ve proje çıktılarını sisteme entegre etmeyi hedeflemektedir.

Projemiz hibe alması durumunda, yetişkin eğitimi kurum yöneticilerinin mesleki ve kişisel yeterliklerini geliştirmek suretiyle, yetişkin eğitime katılımı artırmayı hedeflediği için, seçimini yaptığımız ADU sektörel önceliklerine doğrudan hizmet edecektir. Örgün eğitim dışında kalan göçmenlerin eğitim sistemine erişimine ve entegrasyonuna katkı, Derneğimizin ve proje ortağı kurumların hizmet kalitesinde ve kapsayıcılığında artış, uluslararası düzeyde çalışmak için artan kapasite ve profesyonellik, AB projelerinin hazırlanması, uygulanması, izlenmesi ve takibinde artan kalite; Projemizden beklenen sonuçlardır.

Travma ile Mücadele Eden Mülteci Çocuklarla Çalışan Okullara 3 Öneri

Dünya çapında 80 milyondan fazla insan yerinden edilmiş olarak listeleniyor – bunların 26 milyondan fazlası mülteci olarak sınıflandırılıyor. Mülteciler öncelikle Suriye, Venezuela, Afganistan, Güney Sudan, Somali ve Myanmar’dan geliyor. Mültecilerin yarısı 18 yaşın altında. Büyük çoğunluğu sosyoekonomik olarak dezavantajlı olan bu çocuklar göç ve kayıplardan kaynaklanan zihinsel sorunlarla baş etmeye çalışmaktadır. Bu yazıda yaşadıkları süreçte onlara destek olmak için okullara 3 öneriyi sizlerle paylaşacağız.

1. Yeni gelenleri empati karşılamak

Mülteci ve sığınmacı ailelerle ilk temasta, tüm okul personeli bu aileleri entegre etme sürecine hazır, arkadaş canlısı ve kararlı olmalıdır. Okul malzemeleri uygun dilde olmalı ve tercümanlar bulunmalıdır.

Okullar, ailelerin ihtiyaçlarının ilk görüşmede tespit etmeli ve bunları gidermeye yönelik destek sunmalıdır. Bu destek, kültürel olarak uygun üniformaları ve malzemeleri (kırtasiye gibi) içerebilir. Ayrıca akran mentörlüğü kapsamında gelen öğrenci ile akranları eşleştirilebilir böylece öğrenciler bir aidiyet duygusu hissedebilirler.

2. Okul personelinin travmayı anlamasına yardımcı olmak

Çocuklar için ülkelerinden ayrılmak zorunda kalmak, aile bireylerini kaybetmek travmatik bir deneyimdir. Yeni bir ülkeye yeni bir dil ve yeni beklentilerle gelmek onları zorlayabilir. Travma, gecikmeli öğrenme, düzensiz duygular ve beklenmedik davranışlarla kendini gösterebilir.

Okul yöneticileri, kendilerini ve personelini, öğrencilerin travmayla başa çıkmalarına yardımcı olacak yollar konusunda bilgilendirmelidir.

3. Yeni öğrenciler ve aileler hakkında bilgi edinmek

Okul yöneticileri, okul personelini yeni öğrenciler ve aileleri hakkında bilgi edinmeye teşvik etmelidir. Bu kapsamda öğretmenler mülteci öğrencilerin kültürlerini ve geleneklerini paylaşması ve öğrencilerin sınıfta hikayelerini anlatması için ortam oluşturabilir.

Kültürel çeşitliliği teşvik ederek mülteci çocukların topluma entegrasyonu sağlamak toplumsal refahı artırmak için önemlidir.

Mülteciler Hakkında 10 Gerçek

Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü’nün (UNHC) mülteciler, sığınmacılar ve yerinden edilmeler konusunda bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak için hazırladığı bilgi notunu sizin Türkçeye çevirdik.

Bilgi notuna buradan ulaşabilirsiniz.

1. İnsanlığın yüzde 1’i yerinden edildi.

Çatışmaların daha uzun sürmesi ve kök nedenlerin daha karmaşık hale gelmesiyle birlikte küresel yerinden edilme rekor seviyede. 2019 sonunda 79,5 milyon insan zulüm, çatışma, şiddet ve insan hakları ihlalleri nedeniyle zorla yerinden edildi. Bu rakam son on yılda neredeyse iki katına çıktı, yani bugün dünyadaki 97 kişiden 1’i evinden ayrılmak, vatanını terk etmek zorunda kaldı.

2. Tüm mültecilerin 2/3’ü sadece beş ülkeden geliyor.

Toplamda, dünyadaki tüm mültecilerin üçte ikisinden fazlası, %68’i sadece beş ülkeden geliyor. Suriyeli mülteciler, 6,6 milyon ile dünyanın en büyük mülteci nüfusunu oluşturmaya devam ediyor. Bunu Venezuela (3,7 milyon), Afganistan (2,7 milyon), Güney Sudan (2,2 milyon) ve Myanmar (1,1 milyon) takip ediyor.

3. Her 4 mülteciden 3’ü anavatanlarına komşu ülkelerde bulunuyor.

Mültecilerin %73’ü menşe ülkelerine komşu ülkeler tarafından barındırılıyor. Bunlara dünyanın en fakir ve en az gelişmiş ülkelerinden bazıları dahildir. Ayrıca, zorla yerinden edilenlerin çoğu (%80), akut gıda güvensizliği (bir kişinin yeterli gıda tüketememesinin, kişinin yaşamını veya geçimini doğrudan tehlikeye atması durumu) ve yetersiz beslenmeden etkilenen ülkelerde yaşıyor ve birçoğu iklim değişikliği nedeniyle risklerle karşı karşıya. Dünyadaki mültecilerin sadece %17’si yüksek gelirli ülkelerde barındırılıyor.

4. Milyonlarca kişi kendi ülkelerinde yerinden edildi.

26 milyon mülteci ülkelerini terk ederken, kendi ülkeleri içinde kaçan 45,7 milyon ülke içinde yerinden edilmiş insan var. Sınırı geçmemiş olsalar bile, korunmaları ve insani ihtiyaçları çoğu zaman mültecilerinkine benzer. Ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin en fazla olduğu ülkeler Kolombiya, Suriye ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’dir.

5. Avrupa’ya varışlar önemli ölçüde azaldı.

Akdeniz’i geçen ve Avrupa’ya ulaşan mülteci ve göçmenlerin sayısı önemli ölçüde azaldı. Avrupa’ya 2019’da toplam 123.700 kişi geldi (bu sayı 2015’te yaklaşık 1 milyondu). En yaygın uyruklar Afgan, Suriye ve Fas’tı. 2019 yılında tahminen 1.336 kişi Akdeniz’i geçmeye çalışırken hayatını kaybetti.

6. Her 4 mülteciden 3’ü uzun süreli mülteci durumunda bulunuyor.

Dünyadaki mültecilerin %77’sinin, yani yaklaşık 16 milyonunun, uzun süreli zorunlu yerinden edilme durumlarında olduğu tahmin ediliyor. 2019’un sonunda, aynı ev sahibi ülkede arka arkaya beş yıl boyunca ağırlanan en az 25.000 mülteci bulunuyor. Bir örnek, şu anda beşinci on yılında olan Afgan mülteci durumudur.

7. Yeniden yerleşim ihtiyaçlarının %95’inden fazlası karşılanmıyor.

Korunmasız mültecilerin sayısı arttıkça, yeniden yerleşim için yer ihtiyacı acildir. 2020’de UNHCR, 1,4 milyon mültecinin mevcut ev sahibi ülkelerinde yeterli korumayı alamamaları nedeniyle yeniden yerleştirme ihtiyacında olduğunu tahmin ediyor. Ancak 2019 yılında 26 ülkede sadece 107.800 mülteci yeniden yerleştirildi.

8. Dünyada zorla yerinden edilenlerin yüzde 40’ı çocuklardan oluşuyor.

Dünya çapında 30-34 milyon çocuk ve 18 yaş altı genç, evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bazı yerinden edilme krizlerinde, örn. Afganistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Burkina Faso, yerinden edilen nüfusun %60’ını çocuklar oluşturuyor. 2019 yılında en az 153 bin 300 çocuğun refakatsiz veya ailelerinden ayrı olarak kayıt altına alınması onları ciddi istismar riskine soktu.

9. Mültecilerin çoğu kamplarda değil kentsel alanlarda yaşıyor.

Dünyada zorla yerinden edilenlerin yarısından fazlası şehirlerde ve kentsel alanlarda yaşıyor. Örneğin, Suriyeli mültecilerin %90’ı ve Venezuelalıların çoğu kentsel ortamlarda barındırılıyor ve genellikle geçim sıkıntısı çekiyor. Kamplar yalnızca acil durumlarda geçici çözümler olarak tasarlanırken, birçok mülteci alternatif çözümlerin olmaması nedeniyle dünya çapında on yıllar boyunca geçici barınaklarda kalıyor.

10. Sığınma talebinde bulunmak asla suç değildir.

Kendi ülkesinin korumasını kaybedenlerin başka bir ülkeye sığınma hakkı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 14. maddesinde yer almaktadır. Mülteci Sözleşmesi, Bildirge’nin ideallerini yasal olarak bağlayıcı yükümlülüklere dönüştüren ilk antlaşmadır. Bu nedenle, kişi ülkeye düzensiz bir şekilde girmiş olsa bile sığınma talebinde bulunmak suç değildir.

Eğitim-Öğretim Faaliyetleri Aracılığıyla Göçmen Öğrencileri Topluma Entegre Etmek için Atılabilecek 8 Adım

Günümüzde yaklaşık 300 milyon insan doğduğu ülkenin dışında yaşamakta ve bu göçmenlerin yaklaşık yarısı OECD ülkelerinde ikamet etmektedir. Bu etnik çeşitliliğin toplumsal refahı artıran bir faktör olması için günümüzde toplumların daha kapsayıcı ve daha demokratik olması gerekmektedir.

Göçmen çocukların yeni toplumlarına adaptasyonunu sağlaması açısından eğitim politikaları ve sivil toplum örgütleri ve kamu kurumları tarafından yürütülen eğitim-öğretim faaliyetleri oldukça önemlidir. OECD tarafından  yayınlanan Entegrasyona Giden Yol: Eğitim ve Göç (The Road to Integration: Education and Migration, 2019) göçmenlerin entegrasyonunu destekleyecek böylelikle okulların ve öğrencilerin artan çeşitlilikten tam olarak yararlanmasına yardımcı olacak sekiz adım önermektedir:

  1. Göçmen popülasyonun heterojen olduğu farkındalığına sahip olmak

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) verilerine göre, göçmen gruplarının heterojenliği ile birlikte göçmen geçmişine sahip öğrencilerin sayısı artmaktadır. Ülkeler, göçmen öğrencilerin eğitimlerinden tam olarak yararlanmalarını sağlamak için eğitim sistemlerini farklı göç deneyimlerine göre izlemeli ve uyarlamalıdır. Norveç Ulusal Çokkültürlü Eğitim Merkezi ve Fransa’daki “Dillerimizi karşılaştıralım” programı, ülkelerin kültürleri ve dilleri günlük öğrenime dahil ederek eğitim sistemlerini farklı gruplara nasıl uyarlayabileceklerine iyi örneklerdir.

2. Göçmenlerin genel refahını teşvik etmek için yaklaşımlar geliştirmek

Göçmen öğrencilerin akademik, sosyal ve duygusal dayanıklılıkları, ev sahibi ülkelerdeki genel başarıları için önemlidir. Araştırmalar, bir öğrenci ne kadar esnekse, göçmenlik geçmişiyle ilgili olumsuzlukların ve kırılganlıkların üstesinden gelme olasılıklarının o kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Eğitim sistemleri, göçmen öğrencilerin refahındaki farklılıkları hesaba katan ve bunu sağlık, sosyal ve refah sistemleriyle ortaklaşa yapan yaklaşımlar geliştirerek dayanıklılığı artırmaya yardımcı olabilir.

3. Mülteci öğrencilerin benzersiz ihtiyaçlarını ele almak3.

Mülteci çocukların, göçmen öğrencilere göre farklı öğrenme, sosyal ve duygusal ihtiyaçları vardır ve zorla yerinden edilmeleri nedeniyle özellikle savunmasızdırlar. Eğitim sistemleri, benzersiz ihtiyaçlarını karşılamak için, toplum ve okul çapında katılımı içeren, mülteci entegrasyonu için özel olarak hazırlanmış bütünsel bir model benimseyebilir.

4. Motivasyonun göçmen topluluklar için önemli bir varlık haline gelmesini sağlamak

Göçmen öğrencilerin okuldaki ve sosyal hayattaki başarıları büyük ölçüde motivasyonlarına bağlıdır. Gçüöçmen bireylerin içsel motivasyon geliştirmelerine olanak sağlayacak yaygın, örgün ve informal eğitim faaliyetleri düzenlenmelidir.

5. Kapsamlı dil desteği sağlamak

Dil engelleri, ev sahibi ülkeye ve öğrencinin profiline bağlı olarak göçmen öğrencilerin entegrasyonunu farklı şekillerde etkileyebilir. Bu nedenle dil desteği, bir göçmenin yeni ülkesine geldiği yaş ve ana dilinin ev sahibi ülkenin dilinden ne derece farklı olduğu gibi bireysel özelliklere hitap etmelidir.

6. Sosyo-ekonomik durumun etkisini azaltmak için kaynak tahsis etmek

PISA 2015 verilerine göre, göçmen öğrencilerin sosyo-ekonomik dezavantajı, onların düşük akademik yeterliliklere yol açabilmektedir. Sosyo-ekonomik statünün akademik başarıları üzerindeki etkisini azaltmak için dezavantajlı öğrencilere ve okullara hedefli finansman sağlanabilir.

7. Öğretmenlerin çeşitliliğe uyum sağlama kapasitesini geliştirmek

Öğretmenler, göçmen öğrencilerin yeni okullara ve topluluklara entegre olmalarına yardımcı olmanın yanı sıra yerli öğrencilerin çeşitliliği benimsemelerini sağlamanın merkezinde yer alır. Öğretmenlerin çeşitli sınıfları yönetmelerine yardımcı olmak için üniversiteler, çeşitliliği doğrudan öğrenme müfredatına entegre etmeli ve eğitim sistemleri sürekli mesleki gelişim fırsatları sağlamalıdır.

8. Sosyal uyumun önündeki engelleri yıkmak ve etkin hizmet sunumunu sağlamak

Giderek artan çeşitlilikteki nüfuslar sosyal uyumu tehdit etse de, eğitim sistemleri öğrencilere güven geliştirmeleri, açık iletişim kurmaları ve kendi önyargılarının farkında olmaları için ihtiyaç duydukları sosyal ve duygusal becerileri sağlayabilir. Kitap oluşturma gibi toplu sınıf etkinlikleri, göçmen öğrencilerin deneyimlerini akranlarıyla paylaşmalarına ve böylece daha fazla empati kurmalarına olanak sağlayabilir.

Daha kapsayıcı toplumlar inşa etmek için bütüncül bir yaklaşımla göçmen entegrasyonuna yönelik öneriler sunan rapora erişmek için buraya tıklayınız.

Tasarım Odaklı Düşünme

Tasarım odaklı düşünme, yaratıcı problem çözme sürecidir.

Tasarım odaklı düşünmenin insan merkezli bir özü vardır. Kuruluşları, onlar için yarattıkları insanlara odaklanmaya teşvik eder ve bu da daha iyi ürünlere, hizmetlere ve içsel süreçlerin oluşmasını sağlar. Bir iş ihtiyacına yönelik bir çözüm oluşturmak için oturduğunuzda, ilk soru her zaman arkasındaki insan ihtiyacı ne olmalıdır?

Tasarım odaklı düşünmeyi kullanırken, insan bakış açısından arzu edileni teknolojik olarak uygulanabilir ve ekonomik olarak uygulanabilir olanla bir araya getiriyorsunuz. Ayrıca, tasarımcı olarak eğitilmemiş kişilerin çok çeşitli zorlukları ele almak için yaratıcı araçlar kullanmasına olanak tanır. Süreç, harekete geçmek ve doğru soruları anlamakla başlar. Bu, basit zihniyet değişikliklerini benimsemek ve sorunları yeni bir yönden ele almakla ilgilidir.

Tasarım odaklı düşünme, ekibinize veya kuruluşunuza aşağıdaki konularda yardımcı olabilir:

  • Hizmet sunduğunuz kişilerin (müşteriler, öğrenciler, kullanıcılar, gönüllüler vb.) ihtiyaçlarını daha iyi anlamak
  • Yeni fikirlerin, ürünlerin ve hizmetlerin piyasaya sürülmesiyle ilişkili riski azaltmak
  • Yenilik getirmek
  • Değeri yeniden tanımlamak ve organizasyonel kültür değişikliği yapmak
  • Sağlık, eğitim, gıda, su ve iklim değişikliği gibi karmaşık toplumsal sorunlara ve farklı paydaşları ve çoklu sistemleri etkileyen sorunlara çözüm getirmek

Tasarım Düşünmenin Aşamaları

Tasarım odaklı düşünmenin aşamaları doğrusal adımlar olarak öğretilse de, ancak pratikte süreç her zaman doğrusal değildir. Bu adımlardan bazıları birkaç kez gerçekleşebilir ve hatta aralarında gidip gelebilirsiniz. Tasarım odaklı düşünme aşamalarında ilerlemek sizi boş bir sayfadan yeni, yenilikçi bir çözüme götürebilir.

Bir Soru Çerçevelendirin:Başkalarına yaratıcı çözümler aramaya ilham veren itici bir soruyu belirleyin.
İlham Toplayın:İnsanların gerçekte neye ihtiyacı olduğunu keşfederek yeni düşünceye ilham verin.
Fikirler Üretin:Çığır açan fikirlere ulaşmak için bariz çözümlerin ötesine geçin.
Fikirleri Somut Hale Getirin:Fikirleri nasıl daha iyi hale getireceğinizi öğrenmek için kaba prototipler oluşturun.
Öğrenmek için Test Edin:Geri bildirim toplayarak ve ileriye dönük deneyler yaparak fikirleri hassaslaştırın.
Hikayeyi Paylaşın:Başkalarına eyleme geçmeleri için ilham vermek için bir insan hikayesi oluşturun.
tasarım odaklı düşünmenin aşamaları

Kaynak:

What is Design Thinking?

Girişimcilik

Girişimcilik

Türkiye’de her yıl yaklaşık 2 milyon birey bir yükseköğretim kurumunda mesleki yeterlikler edinmek amacıyla ÖSYM tarafından hazırlanan sınavlara katılmaktadır. Fakat bu öğrencilerin ancak yarısı aldıkları puan neticesinde tercih yapıp yükseköğretim kurumlarına yerleşebilmektedir.

Ayrıca TÜİK’in 2018’de yayınladığı istatistiklere göre lisans programından mezun olmanın işgücü ve istihdama katılmak için yeterli olmadığı görülmektedir. Ülkemizde lisans mezunu istihdam oranı erkeklerde % 78,3, kadınlarda %58,3 oranında gerçekleşmektedir (TÜİK, 2018).

Bu tablo, ülkemizde gençlerin girişimcilik başta olmak üzere 21.yy becerilerinin geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Peki girişimci kimdir ve girişimcilik becerileri nelerdir?

Girişimcilik, iktisadi mal veya hizmet üretimi için üretim faktörlerinin bir araya getirilerek, ekonomik fırsatların yeni değerlere dönüştürüldüğü organizasyonun oluşturulmasıdır. (1)

Girişimci; ise ticaretsanayi gibi alanlarda sermaye koyarak bir işi yapmaya girişen, kâr amacıyla riski üzerine alan kişidir. (2)

12

OECD, girişimciler için üç ana beceri grubunu belirlemiştir:

  • Teknik beceriler
    • İletişim becerileri
    • Çevre izleme becerileri
    • Problem çözme becerileri
    • Teknolojiyi uygulama ve kullanıma becerileri •
    • Kişilerarası ve organizasyonel beceriler
  • İşletme yönetimi becerileri
    • Planlama ve hedef belirleme
    • Karar verme
    • İnsan kaynakları yönetimi
    • Pazarlama
    • Finans
    • Muhasebe
    • Müşteri ilişkileri
    • Kalite kontrol
    • Müzakere
    • İş lansmanı
    • Büyüme yönetimi
    • Yönetmeliklere uygunluk becerileri
  • Kişisel özellikler
    • Öz kontrol ve disiplin
    • Risk yönetimi
    • Yenilik
    • Kalıcılık
    • Liderlik
    • Değişim yönetimi
    • Ağ kurma
    • Stratejik düşünme

Eğitim-öğretim kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının gençler ve yetişkinlerde bu becerilerin gelişmesi için yürüteceği çalışmalar ülkemizin ekonomik gelişimine katkı olacaktır.

Dijital Vatandaşlık

Dijital Vatandaşlık

21. yüzyılda bilgi teknolojilerinin her geçen gün gelişmesine ve değişmesine bağlı olarak bireylerin iletişim, alışveriş, eğitim vb. günlük pratiklerinin sanal dünyada yeni bir karşılığı oluşmuştur. Bireyin evinde oturuyorken birkaç dakikada dilediği ürünü satın almasını, binlerce kilometre uzaktaki bir yakınına birkaç saniye içinde bir video ya da fotoğraf aracılığıyla ulaşmasını sağlayan bu yeni dünya beraberinde bazı riskleri ve zararları da getirmiştir. İnternet dolandırıcılığı, kişisel bilgilerin çalınması, sırt ve boyun ağrıları, yanlış ve/ veya zararlı bilgiye erişim, siber zorbalık, zararlı yazılımlar, pornografi/ çocuk istismarı/ fuhuş, oyun ve internet bağımlılığı, yabancılarla çevrimiçi ve çevrimdışı iletişim ve şiddet/ nefret/ ırkçılık bu zararlardan bazılarıdır.

Risklerin ve zararların önlenmesi, dijital dünyanın sunduğu fırsatların değerlendirilebilmesi için  bireylerin bilgi ve iletişim kaynaklarını kullanırken eleştirebilen, çevrimiçi yapılan davranışların etik sonuçlarının farkında olan, teknolojiyi başkalarına zarar vermekten kaçınan, internet ortamında iletişim hakkını kullanan, yaptığı paylaşımlarında ve işbirliğinde doğru tutum sergileyen ve başkalarını da bu yönde teşvik eden dijital vatandaşlar olması yani bireylerin dijital davranışlar, değerler, etik kurallar ve bilinç oluşturmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır. Ribble (2011) dijital vatandaşlığı dokuz boyutta ele almıştır: dijital erişim, dijital ticaret, dijital iletişim, dijital okuryazarlık, dijital etik, dijital kanun, dijital haklar ve sorumluluklar, dijital sağlık, dijital güvenlik.

Çocukların internet ve yeni medya araçlarını güvenli kullanımı konusunda kültürel, bağlamsal ve tehlike durumları ile ilgili birçok ülkeyi kapsayan bir araştırma projesi olan EU Kids Online (2011) raporunda 11-16 yaşındakilerin %22’si kullanıcı tarafından oluşturulmuş potansiyel zararlı (nefret, kendine zarar verme, intihar vb.) içeriğe maruz kaldığı, 9-16 yaşındakilerin %14’ü geçen 12 ay içinde açıkça cinsel içerikli çevrimiçi fotoğraflar gördüğü belirtilmiştir. EU Kids Online’ın (2015) 2010-2015 Türkiye raporunda internette cinsel içeriğe maruz kalan çocukların oranının %14,4’ten %51’e, internette tanıştığı yabancılarla çevrimdışı buluşan çocukların oranının 15.9% ten 37.6%’a yükseldiği görülmektedir. Yaş ve kullanım oranının artmasına bağlı olarak risklerin artması sebebiyle çocukların ve gençlerin dijital vatandaşlar olarak yetiştirilmesi önem kazanmaktadır.

EU Kids online projesine ulaşmak için tıklayınız.